|
CAHİT
ARF HAKKINDA
Adını Matematiğe Vermiş Bir Bilimcimiz:
Cahit Arf
 |
Kariyerlerini
matematik, fizik, felsefe gibi toplum gözünde "ağır"
ve "ulaşılmaz" olarak nitelenen bilim dallarında
yapmış, dahası bu bilim dallarına "adanmış" durumdaki
kişiler, genelde toplumca yine "ağır", "ulaşılmaz"
ve "yaşamın dışında" olarak nitelendiriliyorlar.
Toplum bu kişilere saygının yanı sıra bir tür korku
da besliyor. Ancak gerçek bilimsel kişiliğin, bilimsel
düşüncenin gerektirdiği parlak bir zihin, analiz
ve sentez alışkanlığı, hayal gücü ve yaratıcılıkla
beslenerek ortay çıktığı düşünülecek olursa, "gerçek"
bilimcilerin de yaşamın kendisiyle ne kadar iç içe,
yaşamsal enerjiyle ne kadar dolu oldukları da yadsınamaz.
Ülkemizin "gerçek" bir bilimcisi ve en büyük matematikçilerinden
Cahit Arf da bu pırıl pırıl bilim insanlarının çarpıcı
bir örneği... |
Arf Invaryantı", "Arf
Halkaları" veya "Arf Teorisi" terimlerinin ifade ettikleri
yalnızca matematik veya matematikten soyutlanamayacak
bilim dallarının uzmanlarınca anlaşılıyor olabilir.
Bilimin evrensel olduğu ve bilimsel bir adımın tek bir
insana, tek bir ülkeye mal edilemeyeceği gerçeğini bilmekle
beraber dünya literatürüne yaratıcılarının adıyla geçmiş
bu terimler bile içeriklerini anlamasak da matematikçimiz,
bilimcimiz Cahit Arf'la gurur duymamız için yeterli.
Ama bunun ötesi de var...
1910'da Selanik'te doğmuş Cahit Arf. Balkan savaşının
başlamasıyla ailesi İstanbul'a göç etmiş. Yaratıcı zekası,
ilk çocukluk yıllarında kendini göstermeye başlamış.
"Bir mahalle çocuğu kavramı vardı ailemde. Beni sokağa
koyuvermezlerdi. Çünkü mahalle çocuğu olabilirdim ve
bu da özenilecek bir şey değildi. Bu hava içinde bir
çocuk kendi içine kapanıyor, oyununu kendi başına kuruyor.
Çocukluğumda mütemadiyen kağıttan oyuncaklar yaparmışım.
Bu bir bakıma faydalı olmuş. Oyuncak icad ediyor ve
mütemadiyen etrafımı müşahede etmeye çalışıyordum."
(13 Eylül 1980'de Karadeniz Teknik Üniversitesinde onu
oktorasını aldığı törende yaptığı konuşmadan.)
Ben ilkokulu hep liselerde, liselerin ilk kısmında okudum.
O zaman liselerin adı sultani idi." Diye anlatmaya başlıyor
Cahit Arf ilk okul yıllarını. "İlk gittiğim sultani,
Beşiktaş Sultanisi. Evimiz de Beşiktaş'taydı o sıra.
1918'de ev yandı biz de başka yere gitmeye mecbur olduk.
Bulduğumuz yer Süleymaniye'deydi. Oraya yakın okul İstanbul
Sultanisi'ydi, ben de oraya gönderildim." Bir süre daha
bir şehirden diğerine taşındıktan sonra İzmir'e yerleşmişler.
Cahit Arf İzmir Sultanisinde beşinci sınıfa gelmiş.
"Beşinci sınıfta matematiğe pek hevesim yoktu. Güçlü
tarafım gramerdi. Bu biraz da lojiğe eğilimini gösteriyor.
O sıralar bir başka merakım da resim yapmak, Vatan-Millet-Sakarya
yazıları okumak.. o zaman İstiklal Harbi'ni yaşayan
her genç çocuk böyleydi zannediyorum..
Matematik olarak öğrendiğimiz şey aritmetikti: sayıları
toplamak, çıkarmak, çarpmak. Hani öyle antika problemler
vardır; lineer denklem sistemlerine karşılık gelir,
fakat lineer denklem yazmadan onu muhakemeyle çözersiniz.
Mesela adamın biri çarşıya gitmiş, şu kadar şundan bu
kadar bundan almış... Bunlar aslında lineer denklem
sistemleriyle, cebirle olur. Ama ilkokulda cebir yoktu
tabii... Beşinci sınıfta bir öğretmene rastladım. Aslında
öğretmen değildi. Liseyi bitirmiş, İstanbul'a gidip
dişçi olacak, bunun için paraya ihtiyacı var; parayı
biriktirmek için öğretmenlik yapıyor. Bu genç benimle
ilgilendi, çünkü gramerim çok iyiydi, lineer sistemlerle
icra edilen problemleri de çözebiliyordum. Bana Euclid
geometrisinin ilk teoremlerini ispat ettirdi. En sonuncusu
da Pisagor teoremiydi. Bunu beceremedim ve kendisine
söyledim. Bunun üzerine bana o anlattı. Bu adam sayesinde
ben matematikle ilgilenmeye başladım. Bilhassa geometriyle.
Liseye geçtiğim zaman ben matematik dersine hiçbir kitaptan
çalışmazdım. Dersi dinlerdim fakat not almazdım. Yine
imtihanlarda hiç ders çalışmama lüzum yoktu, çünkü arkadaşlar
hep gelip soru sorarlardı bana. Lisenin orta kısmını
böylece arkadaşlarımın sorularına cevap vererek geçirdim
ve ailem kabiliyetimi hocalardan duydu"
1926'da Fransız frankını
 |
 |
birden bire
büyük ölçüde düşmesiyle zorlukla da olsa bol miktarda frank
satın alan babası böylece Cahit Arf'ı liseyi okumak üzere
Fransa'ya gönderme olanağı bulmuş. Cahit Arf, Paris'te kaydolduğu
St. Louis Lisesini üç yerine iki yılda bitirmiş ve Türkiye'ye
dönmüş. O sıralarda Türk hükümeti yüksek öğrenim görmek
üzere sınavla Avrupa'ya öğrenci gönderiyormuş. İzmir Sultanisi
de Cahit Arf'i aday göstermiş. Cahit Arf sınavı kazanarak
tekrar Fransa'ya gitmiş, iki yıl 'speciale' olarak nitelendirilen
yüksekokullara hazırlık sınıflarına devam ettikten sonra,
hem École Normale Supérieure, hem École Politéchnique'in
sınavlarına girmiş. Birincisi Fransa'daki birçok ünlü bilim
adamının yetiştiği bir okulken diğeri sivilleri de alan
bir askeri mühendislik okulu. "Baktım Politéchniqué de hoşuma
gider gibi oluyor. Hani bir acaip kuyruklu, külahlı şapkalar
vardır ya Napoleon zamanında, öyle başlıklar vardı, kılıçları
vardı. Sokakta kılıçla dolaşırlardı. Ben de ona heveslendim."
İkisinin de sınavını kazanmış Cahit Arf. Ancak Politéchniqué'ten
vazgeçerek École Normale Supérieure'e kaydolmuş ve iki yılda
da orayı bitirmiş.
"École
Normale'e girdikten sonra yeni şeyler arama fikri gelişti
bende. Daha öncesine dayanan bir problemim vardı. Cetvel
ve pergelle yıldız çizmesini bir türlü beceremiyordum. Bu
biraz hokkabazlık isteyen bir iş. Neden istediğim de malum;
bizim bayrağımız ayyıldız. Çiziyordum fakat hep takribi
olarak. Bunu da Fransa'da öğrendim."
École Normale'i bitirdikten sonra Türkiye'ye dönmüş Cahit
Arf.
Bir süre
Galatasaray Lisesi'nde hocalık yaptıktan sonra doçent adayı
olarak İstanbul Üniversitesi Matematik Bölümü'ne geçmiş.
1937, Cahit Arf'ın doktora yapmak üzere Göttingen'e gittiği
yıl. Göttingen Üniversitesi'nin Matematik Bölümü C. F. Gauss'la
başlayan sonra B. Riemann ve D. Hilbert ile devam eden uzun
ve görkemli bir geleneğin merkezi. Cebirsel Sayılar Teorisi
burada doğmuş ve bu teoriden yine Göttingen'deki matematikçiler
tarafından Class Field (Sınıf Cismi) Teorisi adı verilen
dev teori geliştirilmişti. 193'lu yıllarda Almanya'da değişen
politik ortam, 30'lu yılların ortalarında Alman üniversitelerini
de baskılamaya başlayınca Alman orijinli olmayan birçok
büyük matematikçi ülkeyi terk etmek zorunda bırakılmış;
Alman okulunun altın çağı da böylece aniden son bulmuştu.
 |
 |
Ancak içlerinde
H. Hasse ve E. Witt'in de dahil olduğu birkaç matematik
dehası Göttingen'de kalmaya devam etmişti. Cahit Arf, Hasse
ile doktora çalışması yapmak üzere Göttingen'e gittiğinde
durum buydu. Arf'ın Göttingen'de yaptığı doktora çalışması
onun dünya çapında tanınmasına yol açan bir odak noktası
olmanın yanı sıra matematiğe yaklaşımının da iyi bir göstergesi.
Prof. Gündüz İkeda bu çalışmanın önemini vurguluyor: "1920
ve 1930 yılları arasında cebirsel sayılar teorisi olağanüstü
şekilde gelişti. Büyük sıçramanın ana noktasını teşkil eden
çalışmayı yapan kişi Takagi adında bir Japon. Takagi'nin
çalışması içindeki boşluklar da Alman matematikçi Artin
tarafından tamamlanmıştı. Takagi-Artin'in geliştirdiği Class
Field Teorisi denilen bu teori, Abelian (komütatif) adı
verilen durumlar için geçerliydi. Abelian olmayan (non-komütatif)
durumda bu Class Field teorisine karşılık gelen şey hala
yok. 1937'de Cahit Bey, Göttingen'e gittikten sonra Hasse
ona hangi konuda çalışmak istediğini sorunca o da bu non-komütatif
Class Field üzerine çalışmak istediğini dile getirmiş. Hasse
ona bununn çok zor olduğunu, çok acele ettiğini söylemiş.
Cahit Bey bunun üzerine tek başına çalışmış ve birbuçuk
yıl sonra da doktorasını tamamlamış." Cahit Arf'ın bu çalışmayla
elde ettiği sonuçların bir kısmı ise şimdi literatürde "Hasse-Arf
teoremi" diye geçiyor!
Cahit Arf doktora tezini 1938'de bitirdikten sonra Hasse
ona bir yıl daha kalmasını teklif etmiş. Bu ise yeni bir
çalışmanın dönemi olmuş onun için, Kuadratik Formlar. 'Herhangi
bir cisim üzerindeki kuadratik formlar' teorisi nispeten
yeni geliştirilmiş bir teori olup bu konudaki ilk adımı
atan ve kuadratik formların sınıflamasını yapan matematikçi
E. Witt idi. Cahit Arf'ın yaptığı çalışma da Witt'inkini
tamamlayıcı nitelikte olup çalışmanın sonunda 'karakteristiği
2 olan bir cismin üzerindeki kuadratik formların' önemli
bir invaryantını ortaya atmıştı. Bu şekilde dünya literatürüne
'Arf Inveryantı' olarak geçen irvanyant, cebirsel ve diferansiyel
topolojide büyük önem taşıyor. Dahası, Cahit Arf'ı da matematik
dünyasına tanıtan bir buluş olmuştu bu. Prof. Turgut Önder,
Cahit Arf'ın yurt dışındaki matematikçiler arasında ne kadar
çok tanındığından, adının konuyla ilgili her türlü yayında
geçtiğinden bahsediyor: "Yurtdışındayken, Türkiye'den geldiğini
duyar duymaz 'Arf ne yapıyor?' diye soruyorlardı; özellikle
topolojiyle uğraşanlar. Cahit Bey bu buluşu cebirde yaptı
ama o kadar temel bir buluş ki -zaten bir şeyin büyüklüğü
oradan belli oluyor- doğal olarak diğer alanlarda da uygulama
buluyor; kavramlara kolayca bağlanabiliyor. Bir gün Cahit
Bey'le Princeton'da bulunmuş olan bir topolojistle tanıştım.
Hemen anısını anlattı bana. İlk karşılaşmalarında Cahit
Bey kendisini 'Arf' olarak tanıtmış. Onlar da hemen heyecanlanarak
'yani siz şu Arf Invaryant Arf mısınız?' diye sormuşlar.
Kendisine topolojiyle ilgili soruların gelmek üzere olduğunu
anlayan Cahit Bey de 'evet ama Arf Inveryantı hakkında hiçbir
şey bilmem' diye cevap vermiş onlara! Artık Arf Inveryantı
o hale geldi ki buna 'Arf Inveryantı' demiyorlar yalnızca
'Arf' demekle yetiniyorlar."
1938'in sonunda Türkiye'ye dönüyor Cahit Arf ve İstanbul
Üniversitesi'ndeki görevini sürdürüyor. Savaş yılları sırasında
Du Val adında bir İngiliz matematikçisi gelmişti İstanbul
Üniversitesine.
Cahit
Arf'in Karadeniz Teknik Üniversitesi'ndeki konuşmasında
anlattığına göre Du Val 1942'de "Bir cebrik eğrinin bir
noktası civarındaki singularitelerin özelliklerini belirten
teorisinden bahsetmişti." Du Val bulgularını anlatırken
dinleyicilerin arasında bulunan Cahit Arf bu geometrik argümanların
arkasında etkin cebirsel kavramların varlığını iddia ediyor.
Du Val ondan bu iddiasını açık bir biçimde ifade etmesini
isteyince Cahit Arf bir hafta eve kapanıyor. "Hafta sonunda
birşeyler çıktı ortaya ve bu da dünyaya yayıldı. Bu işte
birtakım halkalar vardı. O halkalara 'Arf Halkaları' kapanışlara
da 'Arf Kapanışları' deniyor. Yani bu şekilde bir başkasının
yüzünden şöhret sahibi oldum. Fakat asıl yapmak istediğim
işler beni hiçbir zaman pek tanıtmadı..."
1943'de profesör ünvanını alıyor Cahit Arf. "Bundan sonra
kötü bir iş yaptım: Çevreden alkış aradım. Bunun için de
çevreden mühendislerle konuşup onların işlerini anlamaya
çalıştım. Onların bir problemini çözersem beni alkışlarlar
diye düşündüm." Yakın arkadaşı Mustafa İnan'ın doktora tez
çalışması sırasında Cahit Arf'a yönelttiği bir soru onun
yapı desteklenmeleri için 'optimal profil tasarımı' üzerine
eğilmesini sağlıyor. İnan soruna fotoelastisiteye dayandırılmış
deneysel yöntemlerle yaklaşırken Arf da onun profilleri
için teorik, formüllere dayalı matematiksel modeller geliştiriyor.
Bu çalışmasını 1947-1954 arasında İstanbul ve Maryland Üniversitelerinde
yazdığı altı makaleyle tamamlıyor Cahit Arf. "Alkış da kazandım.
Hatta İnönü Mükafatı bunun için verildi bana. Fakat böyle
alkış için iş yapmak iyi bir şey değil. İnsan zannediyorum
ki kendi problemini bütün gücü ile yapabildiği kadar götürmeye
çalışırsa bilime çok daha büyük bir katkısı olur..." Çok
küçük bir azınlığı saymazsak genellikle hüküm süren en 'masum'
güdünün alkış aramak olduğu, çoğunluğun daha da geriye gidip
'yayın' ve unvan peşinde koştuğu, üstelik bu güdülerin çekincesiz
ve doğallıkla sergilendiği günümüz akademik ortamı göz önüne
alınacak olursa, Cahit Arf'ın bu küçük itirafı onun dürüstlüğünü
olduğu kadar bilimsel yönünün gücünü de iyice vurguluyor.
Dahası, kendisinin alkış arama dürtüsüyle yaptığını söylediği
çalışma ona İnönü Armağanı'nı kazandıracak kadar önemli.
1955'te Ordinaryüs Profesör olan Cahit Arf 1962'ye kadar
İstanbul Üniversitesi'ndeki görevini sürdürüyor. Bu arada
bir yıllığına misafir profesör olarak Maryland Üniversitesi'ne
gidiyor; ayrıca Mainz Akademisi muhabir üyeliğine seçiliyor.
İstanbul
Üniversitesi'nden ayrıldıktan sonra da bir yıl kadar Robert
Koleji'nde öğretim üyeliği yapıyor.
1960'da çekmece Nükleer Araştırma Merkezi'ni kurmak üzere
görevlendirilen ve Cahit Arf'ın Göttingen'den yakın arkadaşı
fizikçi Prof. Sait Akpınar 1963'te Cahit Arf'ı oraya davet
ediyor. "Cahit Bey hayatının en iyi çalışmasını Çekmece'de
yaptığını söyler," diyor Prof. Akpınar. Anlattığına göre
Cahit Arf ve orada birlikte çalıştığı kişilerkonularına
öyle dalmışlar ki bütün gün konuşup geceleri bile birbirlerine
telefon ediyorlarmış. "Gidip geldikleri Land Rover'da konuşurken
matematiksel kavramları akrabalaştırıyorlar, birinden baba,
öbüründen çocuk, bir diğerinden torun vs. diye bahsediyorlardı.
Şoför de bunları mütemadiyen dinlermiş. Karıştırmış sonunda
kim kimin annesi, ki,m kimin babası! Arada o da katılırmış
konuşmalara..."
1964-1966
yılları Cahit Arf'ın Princeton'da Institute for Advanced
Study (İleri Araştırmalar Enstitüsü) nde araştırmalarına
devam ettiği dönemi kapsıyor. Daha sonra California Üniversitesi'nde
misafir öğretim üyeliği yapan Cahit Arf 1967'de Türkiye'ye
dönerek Orta Doğu Teknik Üniversitesi Matematik Bölümü'nde
çalışmaya başlıyor. Onun ODTÜ'de bulunduğu dönemde öğrencisi
olan Prof. Turgut Önder, Cahit Arf'ın sınıflarına girdiği
ilk derste bile hayatını etkileyecek şeyler öğrendiğini
ifade ediyor. "Cahit Bey'in her zaman anlatmaya çalıştığı
şey, her ispatın arkasında bir fikir olduğudur. Tesadüflerle
kurulmuş, sınama yanılmayla bulunmuş şeyleri pek sevmezdi.
Ondan aldığım en önemli şeylerden biri buydu; bir şeyi önceden
keşfetmeye çalışmak. Bu, başarılı matematikçilerin genelde
benimsedikleri bir şey; ama ben bu fikri Cahit Bey'den almıştım.
Ondan öğrendiğim ikinci şey de o sıralar pek meraklı olduğumuz
soyut ispatların hayatla ilişkisini kurmaya çalışmak oldu.
Somut üzerine eğilmemizi daha sonra soyutla birleştirmemizi
isterdi. Nitekim, doktora için Berkeler'e gittiğinde bunun
ne kadar önemli olduğunu anladım... Birisi bir seminer verdiğinde
ilk sorusu şu olurdu: 'Bunu neden yapıyorsun?' En önemli
şeylerden biri 'belleme' (ezber) karşı oluşuydu."
Cahit Arf'ın ODTÜ Matematik Bölümü'ne gelmesiyle "zaten
mevcut olan canlılığın iyice arttığını" söylüyor Prof. Halil
İbrahim Karakaş. "O dönemde oluşturulan ortam ve kazanılan
ivmenin ODTÜ Matematik Bölümünün gelişmesinde önemli payı
olduğu bir gerçektir. Pek çok meslektaşımla o günleri hala
özlemle anarız. O dönemde sürekli seminerler yapılır, yolda
yürürken yemek saatlerinde otobüsle şehirden üniversiteye
veya üniversiteden şehre giderken matematik konuşulurdu.
Bu konuşmalar esnasında Cahit Arf'ın matematiğin çeşitli
dallarındaki kavramlara ne denli vakıf ve hakim olduğunu
gözlüyor, deyim yerinde ise hayran oluyorduk."
Cahit Arf gibi idealist bir bilimcinin bilimsel etkinlikleriyalnızca
araştırmayla sınırlı olamazdı elbette. 1963'te kurulan TÜBİTAK'ın
kuruluş ve gelişmesinde büyük emeği olan Cahit Arf, yıllarca
bu kurumun Bilim Kurulu Başkanlığında da bulundu. 1985-1989
yılları arasında ise Türk Matematik Derneği Başkanlığı yaptı.
Kendisi istesin veya istemesin, beklesin veya beklemesin
gerçekten de çok alkış aldı. 1974'te TÜBİTAK Bilim Ödülü,
1980'de Karadeniz Teknik Üniversitesi ve İstanbul Teknik
Üniversitesi'nden, 1981'de Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nden
aldığı onur doktoraları, daha çok kısa bir süre önce Aralık
1993'te Türkiye Bilimler Akademisi Şeref Üyeliği ve 4 Şubat
1994'te Fransa'dan alacak olduğu Commandeur des Palmes Academiques
bu alkışların içinde belki de en çok duyulanları. Ama sesi
bu kadar duyulmayan başka alkışlar da aldı Cahit Arf. Meslektaşlarından,
başka alanların bilimcilerinden, eski ve yeni dostlarından
ve öğrencilerinden.
Prof.
Hilmi Demiray Cahit Arf'ı ilk kez TÜBİTAK Bilim Ödülü aldığı
törende gördüğünü söylüyor. "Cahit Bey'in ödül konuşmasından
çok etkilendim. Sonra çeklerimizi almak üzere TÜBİTAK binasına
geldiğimizde onu daha yakından tanıma fırsatı buldum. O
zaman anladım; insan büyüdükçe ne kadar alçakgönüllü olabiliyor...
Bir sözü vardı: 'Bilim adamlığı bir meslek değil bir yaşam
biçimidir.' Bunu en iyi uygulayan da yine kendisidir. Bugün
83 yaşına gelmiş olmasına rağmen hala matematikle, bilimle
bütünleşmiştir... Bütün hayatını gençleri yetiştirmeye adadı.
Gösterişli hayattan sürekli kaçan biriydi. Çoğu insan diplomayı
alıp bir yerlere gelmek; profesör, rektör olmak isterken
onda bu yoktu..."
Prof. Sait Akpınar ise Cahit Arf'ı ilk kez İstanbul Üniversitesi'nde
öğrenim gördüğü sıra tanımış. Matematik dersine Atatürk'ün
Almanya'dan Türkiye'ye davet ettiği hocalardan Von Mises
giriyor, dersini Fransızca anlatıyormuş. Dersi Türkçe'ye
çevirense o zaman doçent olan Ratip Berker. Bir zaman sonra
Cahit Arf gelmeye başlamış çeviri için. "O kadar serbestçe
tercüme yapıyordu ki bazen hocanın anlatmadıklarını da anlatıyordu.
Hoca sonradan devam etmek üzere dersine ara verdiğinde ondan
önce Cahit Bey devan ederdi derse." Prof. Akpınar, Cahit
Arf'ın fizik hocaları arasında da itibar gördüğünü anlatıyor.
Quantum Teorisi o sıralarda yeni çıkmış; Cahit Arf da katıldığı
bir seminerde hidrojen molekülünün quantum mekaniğini anlatıyormuş.
Ancak konuyu tamamen matematiksel bir dille ele aldığı için
hoca ona anlattığı şeyin fiziksel açıdan tam olarak ne anlama
geldiğini sormuş. Cahit Arf'ın cevabı ise basit: "Bana ne!"
ve sonra eklemiş "Ben size konunun matematiğini anlatıyorum!"
Bütün sınıf gülmeye başlamış. Sait Akpınar anlatmaya devam
ediyor: "Cahit Bey matematikten başka birşeye önem vermiyormuş
gibi gözüküyorduama bir fizik problemi üzerine teorik fizikçilerle
konuştuğum zaman onların hepsinden daha iyi bir fizik anlayışı
olduğunu görüyordum."
Prof. Gündüz Ikeda belki bütün bilim dallarında olduğu gibi
iki tür matematikçi olduğunu ileri sürüyor. "Tek tük problemler
üzerinde, yani merak ettiği problemler üzerinde çalışanlar
var. Şöyle anlatayım; bazı dağcılar için Himalayalar'a çıkmak
pek bir şey ifade etmese de 'kimse tırmanmamış' denildiğinde
birden heveslenirler. Bu birinci tip matematikçiler için
de geçerli. Çözülmemiş problemler onlar için dayanılmaz
bir çekiciliğe sahiptir. Bir de genel bir sistemi ele alarak
çalışanlar, 'bu sistemi nasıl karakterize edeceğim, benzer
sistemler olduğunda bunları nasıl ayırt edebilirim?' diye
düşünenler var. Cahit Bey bu ikinci sınıfa giriyor..." Prof.
Ikeda Cahit Arf'la ilgili olarak ODTÜ tarafından hazırlanan
broşürde, onun yeni fikirler ve enerjiyle yüklü bir insan
olduğunu, her bir problem için kendine özgü bir yaklaşım
kullandığını, bu yaklaşımınsa bütünlük içerdiğini yazmış.
Cahit Arf'ın çalışmalarının Türkiye'den çok yurtdışında
gördüğü ilgiden duyduğu üzüntüyü dile getirmiş.
Bilim adamlığı Cahit Arf için kendisinin de söylediği bir
yaşam biçimi. Hem de öyle bir noktaya kadar ki, yaşamı boyunca
bilimin sekteye uğradığını düşündüğü her durumda bütün enerjisiyle
çözümler aradı, gerektiğinde karşı koymayı bildi; yanlış
yönlendirilen üniversitelerden, yanlış saptanmış eğitim
politikalarından, gençlerin "anlama" yerine "belleme"ye
yöneltilmelerine kadar her durumda. Düşüncelerini olduğu
gibi, açıklıkla, çekincesiz, karşısındakilerin rütbe ya
da unvanlarına aldırış etmeksizin cesaretle ortaya koyarak...
Bunun çarpıcı bir örneği ise ODTÜ'nün 1977'de düştüğü krizde
üstlendiği rol. Bu sırada Üniversite Konseyi'nin bir üyesi
olarak üniversitenin kaba kuvvete karşı savunulmasında aktif
bir rol oynamıştı. Ne de olsa daha ilkokul çağında "Vatan-Millet-Sakarya
yazıları" okuyan bir neslin üyesi Cahit Arf. "Biz Adana'dayken
hava çok sıcak olunca geceleri dama çıkılırdı. Evimizin
önünde gazino gibi bir şey vardı; orada bir gün bir film
oynattılar. Biz de damdan seyrediyorduk. Fakat filmler hep
yabancı dilde konuşuluyordu. Ben o zaman biraz Fransızca
biliyordum fakat konuşulanları anlamıyordum. Yanımızda Fransızca
bilen genç bir hanım vardı ve bizim damda toplanan gruba
filmi tercüme ediyordu. Annem babam da 'bak işte sen de
böyle Fransızca öğrenirsen bunu sen de yapabilirsin" diyerek
beni teşvik etmeye uğraşıyorlardı. Onlara 'ben yabancı dil
öğrenmeyeceğim' dedim. Nedenini sorunca, 'çünkü öyle çalışacağız
ki onlar bizden öğrenecek, keşifleri biz yapacağız' diye
cevap verdim. Toplumun güçsüzlüğünden ızdırap duyan dokuz
yaşındaki bir çocuğun hisleriydi bunlar." Cahit Arf her
ne kadar yabancı dil öğrendiyse de bu söylediğini kendi
adına gerçekleştirmiş. Ama vatan-millet-sakarya yazıları
bir yana Oliver Twist gibi "bir zamanların ünlü" çocuk klasiklerinden
bile habersiz yetişen bir neslin çocukları için kaygı duymaktan
da uzak değil. "Yayılmasını istediğim bir şey var: Çocuklarımızın
bellemekten kurtarılması, anlamaya çalışmalarını sağlamak.
Bazı gençlere böyle bir etki yapmış olduğumu ümit ediyorum.
Bizde okullar hala böyle değil. Belletiyorlar. Şimdi önemli
olan çabuk ve kolay kazanmak. Bizim memleketimizde insanlar
bilgiyi satmak için kullanıyorlar; neşretme amacı da bu.
Bilim bu değil. Bilim, algılarımızı tasnif edip kavramlar
haline getirip bu kavramları neden-sonuç münasebetiyle organize
etmek."
Cahit Arf şu anda gerek TÜBİTAK'ın Marmara Araştırma Merkezi
gerekse İstanbul'daki evinde matematik çalışmalarına devam
ediyor. (1990 yılı) Akademik unvanlarını kazanıp artık kanepeye
uzanmayı hak ettiklerini düşünen bilimcilere inat o şimdi
matematiğin biyoloji bilimi, içindeki olası uygulamaları
üzerinde düşünmekte. Bu onun yaşam biçimi:
"Matematik endüktif (tümevarımsal) bir bilimdir ve bu endüktif
bilim sonsuz kümeler için geçerli. Bu sonsuzlukları endüktif
bir şekilde kavrıyoruz ve kavradığımız zaman da o sonsuzluğu
hissediyoruz. Sınırsızlığı. Ve bu bize mutluluk veriyor
çünkü ölümü unutuyoruz... herkes ölümsüz olduğunu hissettiği
alanda çalışmak ister. Ben de matematikte kendimi ölümsüz
hissettim.
Zeynep
Tozar
Bu
yazı için, Türk Matematik Derneği'nin, Cahit Arf'ın 80.
yaşgünü nedeniyle 1990'da hazırladığı "The Collected Papers
of Cahit Arf" ve 6 Kasım 1981 günü Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nce
Onur Doktorası verilmesi nedeniyle hazırlanan "Cahit Arf"
adlı kaynaklardan yararlanılmıştır.
Yazının
hazırlanmasında bize değerli zamanlarını ayıran Cahit Arf
ve Erdal İnönü'ye, bütün içtenlikleri ile her türlü konuda
yardımcı olan Mithat İdemen, Sait Akpınar, Gündüz Ikeda,
Hilmi Demiray, Turgut Önder, Şafak Alpay, Mehpare Bilhan
ve H. İbrahim Karakaş'a,ayrıca bizi yönlendiren Tosun Terzioğlu'ya
teşekkürü borç biliyoruz.
|